İslam Alimlerinin Fiziğe Katkıları

06.06.2014 16:04
Umumiyet itibariyle bilim tarihi kitapları Mısır ve Babil medeniyetlerine kısaca değindikten sonra Yunan ve Roma medeniyetleri üzerinde dikkatle durur.
 
Hristiyan ortaçağını ve Bizans'ı zikrettikten sonra yeniçağa atlar. Bu şekilde ortaçağda vukua gelen ilmî hâdiselere gereken ehemmiyet verilmez. İşte bu çağda Müslümanlar, batı ile 750 yıl kadar devam eden yakın komşulukları esnasında dünyayı aydınlatan camia olmuşlardır. Yunanlılara nazaran teknik sahada en az iki misli gelişip batı'ya doğrudan doğruya tesir etmişlerdir. Fakat Batı'nın İslâm'ın alternatif olması endişesi İçinde yaptığı "kötü gösterme" veya "çok az bahsetme" politikaları neticesi bu gerçek yıllarca gizli kalmıştır. Hatta Türkiye'de dahi. Bu gerçeği çok iyi gören doktor Sigrid Hunke "Avrupa'nın Üzerine Doğan İslâm Güneşi" adlı eserinde taassub içindeki Hristiyan Avrupa'ya şöyle sesleniyor: "Mühim olan arak geçmişin dini engellerinden sıyrılıp yüksek bir insaniyete ve müsamahaya doğru açılmak, dinî inançların ötesinden insanlara bakabilmektir. Hristiyanlıktan dolayı oluşmuş ihtiraslar yüzünden âfâki ve münsif bir takdirden mahrum bırakılan, hârikulâde hizmetleri örtbas edilen, kültürümüzün medyûn bulunduğu temel İştirakleri gizlenen İslâm âlemine karşı âdil olmak için vakit hâlâ erken midir?" Hakikatte, İslâm âlimlerinin çalışmaları Yakınçağ Avrupa bilimine temel teşkil etmiştir. Yine İslâm âlimlerinin fiziğe katkıları da modern fiziğin temelini oluşturacak mahiyettedir. Biz burada fiziğe ait çalışma yapan İslâm âlimlerinden ve çalışmalarından bahsedeceğiz.
 
İBNÜ'L-HEYSEM
Bugünkü fiziğin optik (ışık bilimi) sahasında, temel olarak ne görülüyorsa ilk kez ortaya koyan, İslâm Dünyası'nın ünlü fizik âlimi İbnü'l-Heysem, 960-1039 yıllan arasında yaşamıştır. Optik hakkında birçok eser telif eden İbnü'l-Heysem'in en önemli eseri "Kitabü'l-Menazir" (Görüntüler Kitabedir. Ortaçağda optik üzerine yazılan en sağlam eser sayılan Kitabü'l-Menazir, 1270 yılında Latinceye çevrilmiş, daha sonra değişik tarihlerde Nürnberg, Lizbon ve Bazel'de basılmıştır. Bu eser yalnızca Witelo, Roger, Bacon ve Peckham gibi erken dönem yazarlarına tesir etmekle kalmamış, Kepler ve Newton'un optiğe dair eserlerine de kaynak oluşturmuştur. Onun "Alhazen" şeklinde yazılan Latince ismi batıdaki optik araştırmacıları için Öklid ismi kadar tanınmıştır.
İbnü'l-Heysem çalışmalarını daha çok parabolik ve kürevî aynalar ve onların ışığı kırmaları ile ilgili özellikleri üzerinde yoğunlaştırmıştır. Nitekim günümüze onun ismiyle gelen İbnü'l-Heysem problemi (Alhazen Problemi) kürevî bir aynayla ilgilidir. Problemde kürevî bir ayna. bir nesne ve onun aynadan yansıyan görüntüsü verilmiştir ve nesnenin aynadaki yansıma noktasının bulunması istenmektedir. O bu problemi dördüncü dereceden denklem kullanarak çözmüştür, İbnü'l-Heysem'in çözdüğü bu problemi Huygens yıllarca sonra ancak çözebilmiştir. Alhazen problemi İbnü'l-Heysem'in yüksek riyazî kabiliyetini ortaya koyar. İbnü'l-Heysem, bir yansımada gelen ışın, normal ve yansıyan ışınların aynı düzlemde olduğu şeklinde ifade edilen kırılma kanununu ilk olarak ortaya koymuştur.
 
Gariptir ki bu kanun yıllar sonra Snzell ve Royen tarafından kendilerinin bulduğu iddiasıyla batı kitaplarında yer almıştır. Işığın kırılmasına sebep olarak, hava ve su gibi çeşitli vasatları göstermiştir.
 
İbnü'l-Heysem ayrıca ışığın sınırlı hıza sahip olduğunu söyleyen ilk insandır. Yine ilk defa ışığın düz bir çizgi üzerinde yol aldığını ispatlayan bir deney gerçekleştirmiştir. Aynı zamanda, kürevî ve parabolik aynalarda görüntülerin oluşmasını sağlayan kanunları formüle etmiş, kürevî aynalarda ışığın sapmasını ve merceklerde meydana gelen büyütme olayını açıklayarak merceklerin gücünün nasıl artırılacağını tespit etmiştir. Yine okuma gözlüklerini de ilk defa o bulmuştur. İbnü'l-Heysem Kitabü'l-Menazir'de gözün anatomi ve fizyolojisini de incelemiştir. Retina tabakasının gözün en hassas kısmı olduğunu ilk defa ileri sürmüştür. Öklid ve Batlamyus'dan beri süregelen, görme hâdisesinin çıkan ışınların eşyaya ulaşarak gözün eşyayı görmesi inancının ilmî olmadığını söylemiştir. İbnü'l-Heysem'e göre görme hâdisesi, eşyadan yansıyarak gelen ışınların göze gelmesi ve gözün arka odak noktasında birleşmesiyle gerçekleşir.
 
İbnü'l-Heysem, Astronomi ile de ilgilenmiştir. Güneş ve Ay'ın, ufukta, gökyüzünün ortasında göründüğünden daha büyük görünmesinin sebebi gibi hadiselerin optik sonuçlarını ortaya çıkarmıştır. Atmosferin yüksekliğini yaklaşık olarak 88 km. olarak hesaplamıştır.
 
Bunlardan farklı olarak yine Kitabü'l-Menazir'de momentum mefhumunu tanımlayarak ona "kuvvet el-harekeh" ismini vermiştir. Cisimlerin hareketini de inceleyen İbnü'l-Heysem hareketin yönlendirilmiş vektör olduğunu göstermiştir. Bir cismin üzerinde faaliyet gösteren merminin, biri hareketin yönüne paralel, diğeri ona dikey bir unsuru içeren güçlere sahip olduğunu hesaplamıştır. O, bir cismin, eğer hiçbir güç onu durdurmaz ya da hareketini değiştirmezse sonsuza dek hareket edeceğini ortaya atmıştır. Aynı gerçeği kendisinden yıllarca sonra (1642-1727) yaşamış olan Isaac Newton da ifade etmiştir. Bugün bu kanun ülkemizde ve dünyada Newton'un birinci kanunu olarak öğretilmekte, İbnü'l-Heysem'den hiç bahsedilmemektedir.
 
EL-KİNDÎ
El-Kindî, 796 yılında Kûfe'de doğmuştur. Birçok îslâm âlimi gibi Kindî de birçok sahada incelemeler yapmıştır. Daha çok felsefe, fizik, tıp ve müzik sahalarında çalışmalar yapan Kindî'nin birkaçı latinceye çevrilmiş, 260 eseri vardır. İzafiyet (Rölativite) teorisini ilk olarak fizikî mânâda ele alan hiç şüphesiz İslâm âlimi Kindî'dir. Kindî, ilk defa düşünce tarihinde zaman, mekân ve hareketin izafî olduğunu söylemiştir. El-Kindî fiziğine göre zaman, cisim ve hareketten ayrı olarak düşünülmez. Hızlılık ve yavaşlılık, hareketin özel halleridir. El-Kindî yavaşlığı şöyle tarif eder; "Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin katedilmesidir" Aynı şekilde hızlılığı da şöyle tarif eder: "Hızlılık ise kısa zaman içinde yine aynı mesafenin katedilmesidir."
 
Aynalar üzerine telif ettiği bir kitab da bilinmektedir. Dicle ve Fırat ırmaklarının kanal plânlarını yapmış olan Kindî ayrıca göğün neden mavi göründüğüne dair bir risale yazmıştır. Bunlardan farklı olarak müzikal sesler teorisini ilk defa geliştirmiştir. Batı bilim tarihi uzmanları onun Roger Bacon (1214-1292) üzerindeki tesirinden özellikle bahsetmektedirler.
 
ABDURRAHMAN el-HAZİNÎ
Merv'li (Bugünkü Sovyet Orta Asya'sındaki Mary) Ebu'l Feth Abdurrahman el-Hazinî, 12. yüzyılın en değerli fizikçilerinden biriydi. "Kitabü'l Mizânu'l-Hikme"de başlıca mekanik ve hidrostatik ile ilgili mevzûlar yer almaktadır. Hazinî'nin risalesi, müslüman fizikçilerin, basit bir cismin veya iki basit maddeden mürekkep herhangi bir cismin mutlak ağırlığı ve yoğunluğunu ölçebildiklerini göstermektedir. O, ısının nesnelerin yoğunluğuna nasıl tesir ettiğini de biliyordu. Ayrıca Hazinî, bir altın ve gümüş alaşımındaki iki maddenin ağırlıklarını sırasıyla belirlemek için bir formül geliştirdi:
 
X=Alaşımdaki gümüşün ağırlığı
S=Alaşımın yoğunluğu
A=Alaşımın mutlak ağırlığı
Dl, D2=Altın ve gümüşün yoğunluğu
 
El-Hazinî havanın tıpkı sıvılar gibi kaldırma gücüne sahip olduğunu ve havada bulunan bir cismin ağırlığının, gerçek ağırlığından daha düşük geleceğini müşahede ederek havanın ağırlık ve yoğunluğunu hesapladı. Sıvıların da yoğunluklarım ölçerek yüzey sürtünmelerini inceledi. Suyun yoğunluğunun sıcaklık ya da tuzluluk ile değişeceğini biliyordu.
 
Bugün 17. yüzyılda Evangelist Toricelli tarafından yapıldığı iddia edilen birçok deney sonuçlan, el-Hazinî tarafından -hem de çok doğru bir biçimde- elde edilmişti. O, sıvıların yoğunluk ve ısısını ölçebilmek için aerometre'yi kullanan ilk kişiydi. Bir cismin en ufak parçacıklarını birarada tutan çekici kuvvetlerin (sözde Van Der Weals gücü) ve (daha sonra Newton'a atfedilen) kütle çekim kuvvetinin varlığına inanıyordu. El-Hazinî, düşen bir cismin hızını, bu cismin aldığı yol ile geçen zaman arasındaki gerçek ilişkiyi ve 17. yüzyılda Galileo tarafından keşfedilen bütün kanunları daha 12. asırda keşfetmişti.
 
BENÛ MÛSA KARDEŞLER
Halife Me'mun devrinin ünlü astronom ve matematikçisi Mûsa İbn-i Şakir'in üç oğlu Ahmed, Muhammed ve el-Hasan 9. yüzyılda birçok otomatlar yaptılar. Başta hidrolikler, fitili otomatik çıkan, yağını ve ateşini otomatik ayarlayan birçok yağ lambası ve çeşitli otomatik çeşmeler icat ettiler. Bunlardan daha önemlisi, makinelerin, bizzat içinde makinenin bir parçası olarak bulunan otomatik kontrol sistemlerini icat etmiş olmalarıdır.
 
BİRÛNÎ
Ebu Reyhan el-Birûnî (973-1048) "Kitabu'1-Cevahir" isimli eserinde birçok maden ve minerallerin yoğunluklarının değerlerini doğru bir şekilde hesaplamıştır. Basınca dayanarak çalışmalarını açıkladığı artezyen kuyuları konusunda büyük bir eser yazan el-Birûnî, ışığın hızının sese nisbeten son derece büyük olduğunu kaydetmiştir.
 
MEVLÂNÂ
Büyük İslâm mütefekkiri Mevlânâ, kendisi bizzat bir fizikçi olmamasına rağmen, kalp gözü açık ve âlemi böyle seyreden bir mutasavvıf olarak, yıllarca önce bize, atomun parçalanabileceğini ve atomun parçacıklarının varlığını haber veriyordu. O, sembolik olarak şöyle diyordu: "Bir zerreyi kesersen, içinde bir güneş ve güneş etrafında dönen gezegenler bulursun." Ayrıca Mevlânâ bize atom (zerre) ve parçacıklarının durgun halde olmadıklarını ve her an hareketli olduklarını da haber vermiştir.
 
İBN-İ YÛNÛS
"Ziyce-i Hakim" adlı eseri önemini hâlâ korumaktadır. Fiziğin temel araçlarından olan sarkacı ve bununla ilgili olan temel fizik kanunlarını buldu. Salınımı hesaplayıp onu Galileo'nun çağından çok daha önce zaman ölçmede kullandı.
 
KUTBETTİN eş-ŞİRAZÎ
Büyük Müslüman fizikçilerden olup mekanik, optik ve atmosferle ilgili hâdiseler üzerinde çalışan İranlı Kutbettin eş-Şirazî (1236-1311) gökkuşağı hakkında özel bir araştırma yapmıştır. Bu mefhumun doğru açıklamasını yapan ilk kişi idi. Kutbettin, İbnü'l-Heysem'in optiğini uygulayarak gökkuşağının oluşma sebebini, su damlacıklarında ışığın kırılma ve yansımalarının bir birleşimi olarak açıkladı.
 
BAĞDADÎ
Aristo'nun kasri (eğik atış) hareket teorisine karşı tenkit getirmekle kalmayıp aynı zamanda düşen cisimlerin hızlanması meselesini de araştırdı. Zamanı yeni bir tarzda ele alarak onu yalnızca yer değiştirme hareketinden ziyade meydana geliş süreciyle ilgili bir kategori olarak değerlendirdi.
 
EBU'L-İZ (EL-CEZERÎ)
Batılı kaynakların, "Çağın Harikası Cizreli Bilgin" ya da "Çağın Doruğuna ulaşmış Müslüman Mühendis" diye tarif ettikleri Ebu'l-İz 1206'da Diyarbakır'da yapmış olduğu makineleri anlatan "Kitabü'l Hiydi'l Hendesiyye"sini yazmıştır. Bu kitap sahasında kaleme alınmış kitapların en önemlisidir.
 
Ebu'l-İz'in otomasyonun tarihi gelişimi içindeki önemli yeri kendisinden öncekilerin yalnızca kendiliğinden çalışan otomatik sistemler kurduğu halde, onun, çalışırken ortaya çıkan sonuçlara göre kendi kendine dengeler kuran, ayarlamalar yapan ve ona göre davranan sistemler kurabilmiş olmasıdır.
 
Kendisinden tam 800 yıl sonra ortaya çıkacak olan Sibernetik bilimini ve otomasyon teknolojisini yüzyıllar öncesinden farketmiş, böylesine sistemler kurulabileceğini tespit etmiş ve inşa ettiği makinelerle de ispatlamış bir İslâm âlimidir. Yaptığı çalışmaların ehemmiyeti daha önce yabancılar tarafından farkedilmiş olacak ki kitabının sayfaları kütüphanemizden çalınmıştır. Daha sonra çoğaltılan bu nüshalar Avrupada muhtelif kütüphanelerde saklanmıştır. Fakat son yıllarda bizde de bu tür eserlere gereken ehemmiyet verilmeye başlanmıştır. Ebu'l-İz'in bu eseri kitap olarak İTÜ'de basılmış, hatta kitaptaki makinelerden bazıları nümune olarak imâl edilmiştir.
 
KAYNAKLAR:
1) Lütfi Göker, Matematik Tarihi, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1989.
2) Doktor Sigrid Hunke, Avrupa Üzerine Doğan İslâm Güneşi. Bedir Yayınlan, 1972.
3) Doç.Dr. M. Bayraktar, İslâm Bilim ve Teknoloji Tarihi, Diyanet Vakfı Yayınlan, 1985.
4) Mustafa Armağan, İslâm Bilimi Tartışmaları. İnsan Yayınları. 1990.
5) Seyyid Hüseyin Nasr. İslâm ve İlim, İnsan Yayınları, 1989.
6) Doktor Toygar Akman. İkibin Yılına Doğru Sibernetik. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1988.
7) M. Bayraktar, Kindî ve Einstein'e göre Rölativite (Bağlılık) ve Benzerleri, Bilim ve Teknik. Cilt 12. Sayı 153. 1980.
8) El-Kindî, Kitabü'l-Cevahirîl Hamse, Kahire. 1953.
9) El-Kindî, Al-Falsafa al-Ulâ. Cilt 1. Kahire, 1950.
10) El-Kindî, İbâha an Sûcûdal-Cirm al-Aksâ Cilt 1.